Rumeli türkülerinin usta yorumcusu, TRT İzmir sanatçısı hemşehrimiz Havva Karakaş’ın, 22 Ekim Pazar günü (arife günü) sunduğu ‘Balkan Havası’ programını izledim, çok beğendim ve bir Makedonya göçmeni olarak gurur duydum. Öncelikle böylesine güzel bir programı bizlere sundukları için TRT yetkililerine ve sanatçılara teşekkür ederim. Nicedir böyle bir program izlememiştim ve özlemiştim Balkan türkülerini.
Tabi ki her coğrafyanın Türküleri güzeldir ve zevkle dinleriz. Ben Türk dünyasını bir bahçeye benzetirim. Bu bahçenin her köşesi bir başka güzelliktedir. İşte bu bahçenin Balkanlar köşesinde de bizim güzelliklerimiz vardır. Bizler Balkan Türk kültürün türkülerini dinleyerek büyüdük. Bunun yanı sıra Balkanların masalları, yemekleri, giyimleri, bilmeceleri, manileri, düğünleri bizlerin kopmaz parçasıdır.
Havva ve Hasan Karakaş çiftinin ve tabi ki hazır bulunan diğer sanatçıların katkılarıyla gerçekleşen bu programda Balkan Türkü’nün türküleri söylendi ve bu yörenin zengin kültüründen örnekler verildi. Bundan sonra da bu program sanıyorum on beş günde bir yayınlanmaya devam edecek.
Balkan Türk kültürü bu tür televizyon programlarıyla ve diğer sanat etkinlikleriyle ayakta kalır. Tabi bir de kalem tutan insanların usanmadan kendi kültürü üzerine yazılar yazması da kültürümüze katkı sağlar. İnanın ki, bu tür faaliyetlere çok ihtiyacımız var. Gereksiz tartışmalar ne kendimize ne de kültürümüze bir şey kazandırır. Yazışma gruplarından her gün on, yirmi, bazan daha fazla mesaj geliyor. Ancak bunların içindeki faydalı mesajlar, en iyimser tahminle birkaç taneyi geçmez. Oysa yazacak ve yapılacak o kadar çok iş var ki... Balkanlar’daki eski Türk kentleri ve köylerinde, üzeri külle örtülü kalmış Türk izleri, yani dilimiz, edebiyatımız, türkülerimiz, masallarımız, yemek kültürümüz, sözün kısası Balkanlar’daki Türk kültürünün bütün zenginlikleri sürekli taze kalmak zorundadır.
Şu sıralarda elimde Türkistan üzerine yazılmış, 1942 tarihli Almanca bir kitap var. Yazarı Reiner Olzscha adlı bir Alman. Bu kitapta şöyle bir cümleye rast geldim:
"Amerikalı arkeolog Pumpelly, Orta Asya’da yaptığı kazılarda m.ö. 8250 yıllarından kalma Türk kültürü kalıntılarına rastlamış."
Demek ki, Türk kültürünün tarihi en az on bin yıl öncesine kadar gidiyor. Oysa Batı Avrupa kültürü iki bin yıl önceye kadar bile gidemiyor, oralarda tıkanıp kalıyor. Türk kültürünün on bin yılı karşısında Batı Avrupa kültürü dünkü çocuk gibi görünüyor. Tabi ki bunları kimseyi küçük görmek için yazmıyorum. Her insan ve her kültür saygındır ve dünya medeniyetine katkıları olmuştur. Burada sadece mensubu olduğumuz kültürümüzün ne denli eski ve zengin olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Madem ki Allah bize bu kadar eski, bu kadar zengin bir tarih bahşetmiş, bizlerin de bunu yaşatması bir görev, hatta görevden de üstündür. On bin yıllık Türk tarihi ve en az beş bin yıllık devlet geleneği, tabi ki sadece Türkler için değil, insanlık için de çok önemlidir.
Havva ve Hasan Karakaş’la birkaç yıl önce İzmir’de buluşmuştum. İkisi de çok kibar, mütevazi ve dost canlısı insanlar. Havva hanım sürekli hedefi olan bir sanatçıdır. Ailesi İştip’in Cumalı kasabasından göç etmiştir. Kendisi, İzmir’in, neredeyse tamamı Rumeli göçmeni olan Çamdibi semtinde büyümüştür. Havva hanım, kültürüne sıkı sıkıya bağlı olan ailesinden çok şey öğrenir. Bunun yanı sıra yaşlı tanıdıklarından da eski Rumeli türkülerini dinler ve bunları not eder. Havva hanım, Makedonya ve Balkan Türk kültürüne tüm olarak bakar. Yani insanı doğumundan ölümüne değin izleyen bir kültürdür Balkan Türk kültürü. Bakış açısı böyle olunca ‘Balkan Havası’ programları da zengin geçecek demektir.
Yazıyı noktalarken, sanatçılarımızı ve yetkilileri bu program nedeniyle bir kez daha kutluyorum ve gelecek programı da sabırsızlıkla beklediğimi de ifade etmek istiyorum. Hüdai Ülker |